Fon Krizi Bir Günde Doğmadı

Fon Krizi Bir Günde Doğmadı

Fon Krizi Bir Günde Doğmadı: Asıl Soru Denetim Neden Daha Önce Gelmedi?

Son iki günde yaşananları yalnızca birkaç fonun likidite problemi olarak okumak eksik olur. Bugün gelinen noktada SPK; Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls Portföy’ün TEFAS’ta işlem gören fonlarını alım-satıma kapattı ve açıklanan fonlar için tasfiye kararı aldı. 

Sebep-sonuç zincirine baktığımızda mesele daha net görünüyor:

Bazı fonlarda uzun süredir piyasa ortalamasının belirgin üzerinde getiriler görülürken, bu getirilerin hangi risklerle üretildiği ve fonların likidite yapısının yatırımcıya verilen çıkış koşullarıyla ne ölçüde uyumlu olduğu kritik soruydu. Financial Times da son gelişmeleri aktarırken bazı yerel fonlarda yoğunlaşmış pozisyonlar ve düşük halka açıklığa sahip hisseler üzerinden oluşan risklere ilişkin analist değerlendirmelerini aktarıyor. 

Ardından likidite problemi görünür hale geldi. Tera Portföy’ün para piyasası fonunda katılma payı iade ödemelerinde temerrüt oluştu; bazı serbest fonlarda ise ödeme vadeleri uzatıldı. 

Buradaki en hassas nokta para piyasası fonlarıdır. Yatırımcı bu ürünü yüksek likidite beklentisiyle tercih ediyor. Dolayısıyla yatırımcının parasını talep ettiği tarihte alamaması, sıradan bir fiyat dalgalanmasından çok daha ciddi bir güven problemine dönüşüyor.

Sonraki aşama ise kaçınılmaz olarak Borsa İstanbul’a taşınabilecek likidite baskısıdır. Fonlar nakit yaratmak zorunda kaldığında portföylerindeki varlıkları satmaya yönelir; satışlar fiyatları aşağı çeker, düşen fiyatlar diğer fonların değerini etkiler ve yeni çıkış talepleri doğurabilir. Böylece başlangıçta birkaç kurumla sınırlı olan sorun, doğru yönetilmezse bir likidite–satış–değer kaybı–yeni çıkış döngüsüne dönüşebilir.

Tam da bu nedenle bugünkü SPK müdahalesi önemli olmakla birlikte şu soruyu ortadan kaldırmıyor:

Bu riskler tasfiye aşamasına gelmeden önce neden önleyici denetim mekanizmalarıyla sınırlandırılamadı?

SPK’nın görevi yalnızca kriz ortaya çıktıktan sonra fonları kapatmak veya tasfiye etmek değildir. Düzenleyici otoriteden beklenen; fonların portföy yoğunlaşmasını, likidite-risk profilini, yatırımcıya vaat edilen geri ödeme süreleriyle varlıkların nakde dönüşme kabiliyeti arasındaki uyumu ve olağan dışı performansların arkasındaki riskleri sürekli gözetmesidir.

Denetimin başarısı, kriz çıktıktan sonra ne kadar sert müdahale edildiğiyle değil; krizin oluşmasını ne ölçüde önlediğiyle ölçülür.

Şimdi açıklığa kavuşturulması gereken üç temel konu var: Sorunun toplam büyüklüğü nedir, kaç yatırımcı etkilenmiştir ve yatırımcıların alacaklarının hangi takvim ve yöntemle ödenmesi planlanmaktadır?

Çünkü mesele birkaç portföy yönetim şirketinden ibaret değildir. Türkiye’nin sermaye piyasalarının derinleşmesi, tasarruf sahibinin TL’de kalması ve kurumsal yerli yatırımcı tabanının güçlenmesi açısından güven en değerli sermayedir.

Kurunun yanında yaş yakılmamalı; fakat yaş yanmadan önce kurunun neden zamanında ayıklanmadığı da mutlaka sorgulanmalıdır.